“DAHİ” | Av. Yasin Orçun KUZUCU

0
1185

“DAHİ” | Av. Yasin Orçun KUZUCU


Hatalarla geçen yılların ardından 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesiyle herkes barış ümidine bel bağlamıştı. Savaş bitti! “Artık zorluk çekmeyeceğiz” diye seviniyorlardı. Ta ki Yunan karaya ayak basana kadar.

Yurdun dört bir yanına yayılan işgallere karşı bütün yurtta batıda Yunanlılara güneyde Fransızlara doğuda Ermenilere karşı kendiliğinden başlayan direniş Türk tarihinde yeni bir sayfanın açılmasını sağladı. Açılan bu sayfaya başlık gerekmekteydi. Telgraflar yollandı. “Bağımsızlık isteriz! Hürriyet isteriz!” diye Yurdun dört bir yanı Hürriyet aşkıyla tutuşmaktaydı. Evlerinden ayrılan binler ‘Vatan kurtarılana Hürriyet kazanılana dek‘ seninleyiz deyip işgale karşı dimdik durmaya Ankara’ya varmaya başladı. Umut bu topraklardan uzaklaşmıştı. Kendimizi unutmuştuk. Umudu onun ışıl ışıl gözlerinde bulduk. Kendisi şöyle diyordu:

‘’Ben milletimizin bu haklı talebi üzerine Amasya Tamimi ile bu milli çağrıya yanıt verdim. Ve dedim ki istiklal-i millimiz uğrunda bütün mevcudiyetimle çalışacağımı temin ederim. Bu kutsal emel uğrunda milletle beraber nihayete kadar çalışacağıma mukaddesatım namına söz veririm.’’

Bizim için Kurtuluş yolu, onun gök mavisi gözlerinin izinde yürüdüğü yollar olmuştu. İlerledik! Mustafa Kemal’i kendimize baş seçtik.

Eğilmiştik. Bizim için Yemen’de çöllerde yitip gidenleri, Sarıkamış’ta taş kesilenleri, evlerinde namusuna göz dikilenleri unutarak eğilmiştik. Kimdik? Ne olmuştuk? Bir evladın anasına olan sevgisi gibiydi bizimki. Anamızı unutmuştuk. Hatırlattı! Düşmanın zalimliğiyle hatırlattı Ulu Önder bize Vatanın ne olduğunu! Eğilmiştik dedim ya. Eğilip bu sefer yere düşmüş bayrağımızı aldık. Şehit olanların katına çektik. Onun Önderliğinde Bağımsızlığımızı çiğnemeye Hürriyetimizi elimizden almaya gelenlere karşı dik durduk. Anamızı unutmuştuk. O bize hatırlattı.

İşte bu yazımda size onu anlatacağım.

1.Dünya Savaşında mağlup edilen Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 de dağılmıştı. Üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanan Mondros Mütarekesi vardı. Vatanı satıyorlardı. Vatansever Subaylar karşı çıkıyordu. Zaferden ve hürriyetten başka temennisi olmayan Türk ordusu bu antlaşmanın tahakkümü altında yaşamak istemiyordu. Silah bırakmaya çağrıldılar. Kimisi bırakmadı. Mütarekeyle birlikte galipler büyük bir iştah ile ‘Hasta Adam’ olarak vasıflandırdıkları Osmanlı Devletinin mirasını paylaşmaya geçtiler.
Halk bezdiği için karşı çıkamamıştı, zira bilmiyorlardı! fakat Mondros en çok askerler arasında tepkiyle karşılandı. Bu hoşnutsuzlukların en büyüğü Ulu Önderden gelmekteydi tabi. En fazla dikkati çeken madde 7.maddeydi. İtilaf Devletleri mütarekenin 7.maddesine dayanarak Türk ülkesinde istedikleri yerleri işgal edebileceklerdi ”İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi sevkülceys noktasını işgal hakkına haiz olacaktır” hükmü askeri ve duyarlı vatandaşı neredeyse çıldırttı. Mütareke imzalandığı sırada sınırlarda bulunan askerlerin hiçbir önemi yoktu. 50 bin hafif tüfekli jandarma birliğine müsaade vardı geri kalan asker terhis edilecekti. Bu duruma el koymak gerekiyordu. Yarın asıl savaş kapıdaydı ve resmen kendi egemenliğimizi kendimiz veriyorduk. Biri dur dedi tabi o kişi Atatürk’tü. Komutanlarda karşıydı genel kanaate göre ‘Heyete adeta zorla imza ettirilen bu mütareke kayıtsız şartsız teslim olma’ manasına geliyordu. Ordu Komutanları mukavemetten yana tavır sergiledi. Ahmet İzzet Paşa tam tersini düşünüyordu. Komutanlara yolladığı tebliğnamede ”Ülkenin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymasından beisle her memurun görevini yapması gerektiğini” belirtip Toprak Kardeşliği öneriyordu fakat unuttuğu bir şey vardı. Türk Ordusunda Görevi yapmak Vatanı Savunmaktan başka bir yola çıkmıyordu. Koca Mareşal bunu unutmuştu. Güvenliğimizin temini ordular bir bir lağvediliyor. Komutanlar bir bir İstanbul’a çağrılıyordu. Mustafa Kemal de onlardan biri olacaktı.

Yeni bir hakikatin şafağına varılmıştı. Osmanlı ölmüştü! Savaş elbet kazanılırdı fakat bize bir fikir lazımdı. Bu fikirde Mustafa Kemal’de vardı. Onun önderliğinde birleştik. Vatanı namusu düşmanın ayakları altında eziliyordu. Önce Anadolu’ya geçmeye karar verdi. Arkadaşlarına fikirlerini açtı fakat arkadaşları onun kadar ileri düşünceli değildi. “Yapalım paşam” diyorlardı. Hatta İsmet paşaya “Gel beraber gidelim İsmet Anadolu’ya” demişti. İsmet Paşa ihtiyatlı adam, “Kemal daha yeni evlendim, en sonra geleyim” demişti O beklemedi. Vatanımıza duyduğumuz o aşkın neler yapabileceğini biliyordu ve bu inançla Atatürk Samsun’a çıktı.

Bu yoldaki ilk adımı da Nutuk’ta Atatürk şöyle ifade eder ‘’1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım‘’ Samsun’a çıkış fikir ve karar sahibi Mustafa Kemal’in hedefine varan yolda ilk adım olmuştur.

Hatta Samsun’a çıkmadan önce Şişli’deki evinde İsmet İnönü ile sohbetleri ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir

Atatürk anlatıyor ;
“Bir gün İsmet Bey’i davet ettim. Şişli’deki evimde beni yalnız bulan İsmet Bey: Gene ne var dedi”
“Sual sorarken gözlerinin içi yüksek zekâsı ve itimat veren derin neşesi ile gülüyordu”

“Hatırladığıma göre İsmet Bey o tarihte İstihrazatı Sulhiye (Barışı Hazırlama) Komisyonu’nda askeri mütehassıs olarak bulunmaktaydı”

“- Ne haber dedim
-Tahmin edeceğin gibi 
-Şuradan bana bir Türkiye haritası bulup masaya açar mısın? Üzerinde konuşacağım”

“İsmet Bey haritayı bulup açtı. Fazla olarak daima cebinde taşıdığı pergelide çıkardı. Latife ettim 
-Henüz pergellik bir şey yok”

“Biraz pergelsiz görüşelim 
– Ne yapacaksın? diye sordu.”

“Mesela hiçbir sıfat ve salâhiyet sahibi olmaksızın Anadolu’ya geçmek ve orada milleti uyandırarak kurtulma çarelerini aramak”

“En müsait mıntıka ve beni o mıntıkaya götürecek en kolay yol ne olabilir?
Yüzüme baktı 
-Karar verdin mi? dedi”

“-Şimdilik bundan bahsetmeyelim, bana memleketi milleti anlayıp bilen tehlikeden şüphesi olmayan bir arkadaş gibi cevap ver”

“İsmet Bey masanın kenarındaki sandalyeye ilişti ve derin derin düşünmeye başladı. O sırada ben salonun içinde dolaşıyordum”

“Birdenbire ayağa kalkarak
-Yollar çok mıntıkalar çok… Ne yapacağını bana ne vakit söyleyeceksin?
-Zamanında!”

Zamanı gelmişti. Ata Samsun’a çıktı. Ardından Havza’ya Amasya’ya Erzurum’a Sivas’a gitti. Tek bir amacı vardı. Herkesin hayal ettiği hürriyete kavuşmak! Zamanında demişti İsmet İnönü’ye İstanbul’daydı o vakit İsmet İnönü Mevhibe Hanımla yeni evlenmişti. Çocukları olmuştu. İhtiyatlı bir adamdı İnönü fakat gözünde mahzunluk içindeki yangın dinmiyordu. Kemal Paşa’dan telgraf geldi. Anadolu’ya çağrılıyordu. Ailesiyle helalleşti. Kapıdan çıkarken gözleri ışıldıyordu. Mevhibe Hanım bir mektupta

“Dönüp arkana bakarsın diye bekledim fakat öyle mutluydun ki sanki ailenden ayrılmıyordun asıl şimdi ailene gidiyordun“ demişti.

Vatan kurtarılana hürriyet kazanılana dek yemin etmişti Türk Ordusu Mustafa Kemal’in izinde ve bu yolda İsmet İnönü, Atatürk’ün yoldaşlarından olacaktı.

Gidilen onca yol hürriyet içindi ve Ata bu hürriyetin mimarı olacaktı. Bir umudu vardı. Türk milletine güveniyordu. Güveni boşa çıkmadı. Meclis kurdu. İstiklal Hareketini ‘Subaylardan’ ziyade halka mal etti.

Hareketi halka mâl etti ve en önemlisi verdiği her kararın altında meclisin imzasının bulunmasını sağladı. Örneğin; Başkomutanlık meselesi uzunca zaman Başkomutanlığı alamadı. Arkadaşları ”Emret Meclisi lağvedelim” dediler. Ata ”Hayır o zaman yaptığımız hareketin ne manası kalır” dedi. Her zaman bir teklifle geldi. Karşı çıkanlara ”Peki sizin teklifiniz nedir?” diye her zaman sordu.

Doğru olanın bu olduğuna inandırdı. Atanın yaptığı ameliyata ihtiyaç bir hastayı doğru teşhisle sağlığına kavuşturmaktı. Doktor olduğunuzu düşünün hastanızı ölüme terk eder misiniz? Hasta vatandı ve Atatürk Vatanı ölüme terk etmedi. Edemezdi o zaman ”Ata” nasıl olurdu? Velhasıl aldığı yanlış kararlar olmadı mı?

Oldu, örneğin; Çerkes Ethem ve dostlarına çok güvenmişti fakat Vatan Savunmasının bu tip Kuvay-i Milliye Birlikleri ile olmayacağını gördü. Düzenli orduyu kurdurdu. Peşi sıra zaferler kazandık Düzenli Ordu ile 1.İnönü 2.İnönü kazanılarak vatanın makus talihi yenilmişti. Kazanabiliyorduk artık! ta ki Kütahya-Eskişehir’e kadar. O vakit tüm inançlar düşmüş herkes çekilelim diyordu. Ordunun kumandanı İsmet İnönü idi. Yıkılmıştı İnönü ulu önderi görünce “Her şey bitti Kemal” dedi.

Ata ise “Asıl şimdi kazandın” dedi. İsmet İnönü’nün ”Ne? Nasıl?” demesine fırsat bırakmadan hemen haritaları açın dedi. Haritaları açtıklarında İsmet İnönü savaşın nasıl kaybedildiğini anlatırken Ata ”Orduları Sakarya’nın gerisine çek.” dedi İnönü’ye. İnönü ”Ne diyorsun sen Kemal? Aklını mı kaçırdın? O aradaki Türk Yurdu ne olacak ?” dedi. (Arada kalan yer 200 km Anadolu Toprakları ) Ata ise İsmet İnönü’yü onure edecek biçimde. “İsmet, ben Yunanı vatanın Harim-i İsmetinde boğacağım. Bırak arkandan gelsin!” dedi ve dediği gibi de oldu. Yunan Sakarya’ya kadar dayandı. Savaş başladı fakat o da ne? Yine yeniliyorduk ve her yenilen bölük bütün orduyu belli bir mesafe geri çekiyordu (Ricat denir askeri terminolojide) Ata kara kara düşündü ve bir buyrultu ile. “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır” yazısını bir buyrultu ile tüm orduya dağıttı. Herkes Atanın emirine uyup olduğu yeri savunurken Yunan General Türklerin yenilmelerini beklerken kendisi geriye düşmeye başladı ve kafasında savaşı bitirdi! Yenilmişti. Kendilerini korumaya almak için bir miktar asker getirtiyordu.

Türk İstihbaratı da bu haberi alınca Atanın çadıra koştular. Ataya bir rapor sunup “Yenildik paşam” dediler. Ata “Bir daha oku” dedi Binbaşına. Tekrardan “Yenildik paşam” dedi binbaşı. Ata ise “Git dedi İsmet Paşayı uyandır. Zaferini tebrik et.” dedi. Binbaşı İsmet Paşayı tebrik etti. İsmet Paşa “Ne tebriği Kemal? Yenildik Orta Anadolu’ya çekilmemiz lazım, çıldırdın mı sen?” demeye başladı. Gerçekten bu olay İsmet Paşa için fazlaydı. Daha fazlası geldi. Ata “Yarın saldırıya kalkacağız” dedi. İsmet Paşa adeta yeri inletip ”Ne ile saldıracağız Kemal? Elinde Asker mi var? Silah mı var? Ne ile? Kafayı mı yedin sen?” dedi. Ata ”Papulas savaşı kafasında kaybetti. Fırsat bu fırsat dedi” ve yanlış olmasın 300 sene sonrasında ilk kez Taarruza kalktık. Afyona kadar kovaladık Küffarı! Son bir darbe vurmamız gerekti. Ata bunun bilincindeydi ama elde hiçbir şey kalmamıştı. Hemen bir buyrultu ile ”Tekalif-i Milliye” emirleri yayınlandı. Halk! Seve seve ordunun ihtiyacını karşıladı. Ordu tekrardan ayağa kalkmıştı. Düzgün planlama ile 26 Ağustos tarihi hücuma geçildi fakat kimse hücuma geçileceğinden haberdar değildi hatta Ata ”26 Ağustos günü Ankara’da çay partisi düzenlemişti. ”Partiyi düzenlemişti fakat partinin sahibi o vakitler Konya üzerinden Afyon’a doğru yol alıyordu.

Herkes Çankaya’da ziyafette iken o Yakup Şevki Paşa ile Nurettin Paşa ile planı tartışıyordu. Herkesin gözü Ulu Önderdeydi. Ziyafet dağılmak üzereyken o geldi. Tam zamanında yetişmişti. Gülümsedi ve gelenlerle muhabbet etti. Zamanla yarışıyordu. Ziyafet dağıldıktan sonra kimselere haber vermeden Akşehir’e gitmek için yola düştü. Yol boyunca plânı düşündü. Büyük risk almıştı Sonraki iki gün boyunca casuslar Yunan savunma hattını gözetledi. Tam tahmin ettiği gibiydi. Yunan ordusunun zayıf noktasını çözmüştü. Yunan Afyonun kuzeyinde güçlüydü. Güneyinde Ahır Dağı vardı. Trikopis buradan saldırı olacağını beklemiyordu. Karşısındaki Mustafa Kemal’di anlamıştı. Fahrettin Altay’ı Süvarileriyle oraya konuşlandırdı. Fahrettin Paşa kontrolündeki 5. Süvari Kolordusu 24 Ağustos gecesi Şuhut’u aşıp Ahır dağına sızdı.

Yunan mevzileri 400 metre ötedeydi. Asıl Hamle 25 Ağustosta başlayacaktı. Yakup Paşa tedirgindi uyardı Ulu Önder teselli etti, emriyle koca ordu mevzileri terk etti. Yunan fark etmemeliydi Zaman kısıtlıydı. Gecenin karanlığından faydalanan ordu 04.00 gibi konuşlandı fakat sis vardı. Saldırılamazdı. Yunan fark edebilirdi. Beklemeye koyuldular. 05.30 gibi sis dağıldı Mustafa Kemal ordunun başına geçti ve işaretiyle top atışı başladı. Yunan günün bitmesini titreyerek bekledi. Savunma çöktü arkasından söz sırası Fahrettin Altay’da idi.

Ahır Dağından çıkageldi Fahrettin Altay’ın süvarileri hızar gibi biçiyordu Yunanı Ahır Dağı’ndan çıkageldi. İşkodralıydı vatanının çektiği ezayı, cefayı biliyordu. Yitip gidenlerin ardından ağlıyordu. Gözyaşları toprağı yeşertirken öçlerini almaya yemin etti Ahır Dağı’ndan çıkagelmişti. Gözyaşlarının öcünü almak için! Hızar gibi biçti Yunanı. Dağılmıştı Yunan Trikopis beklemiyordu bu durumu Küçük bir birlik var sanıyordu. Bütün orduyu güneye kaydırdı.

Fırsat bu fırsattı sahnede bu sefer Yakup Şevki Paşa vardı. Ne yapacağını şaşırdı Trikopis 1.ve 2.ordusu imha edilmişti. Atatürk hızla Yunanın kalbine iniyordu. Emir verdi; ”Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İleri!” Kovalamacaya başladı. Acıyla geçen onca senenin hıncı vardı yüzlerinde. Hızla kovaladılar Yunanı. Türk Ordusu 7 günde 400 Km mesafe katederek İzmir’den Yunan bayrağını indirdi. 10 Eylül’de Büyük Kurtarıcı Kadifekalede İzmir’e baktı. “Büyük bir rüyadayım İsmet” demişti. O rüya bize Cumhuriyeti kazandırdı. Ruhları şâd olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz